07 Şubat 2010

Fenerbahçe 1 - 1 Diyarbakırspor

Hani tezahüratta söylüyoruz ya sen o formayı ıslat biz sen yenilsen bile arkandayız diye ona örnek bir maçtı. Mücadele etti takım ,yüzümüzü güldürdü de hakem koray gençerler gerçekten puştun dik alası! O son düdüğü çalarkenki suratında ki ifadeyi gözümün önüne getirdikçe küfrediyorum kendisine.

Birde Özer'imiz nazara geldi, umarım önemli birşeyi yoktur, polat "yıldızlara kasap gibi giriyolar" demişti, bizim yıldız mıldız dinlemeden bütün takıma çok sert oynadı diyarbakır, hakeme ayrı bunlara ayrı sinirlendik...

Hadi kulüpler birliğindekiler şimdi bizim başkana iki muamele yapar stresini alır da , biz ne yapıp atacaz o stresi sayın başkan?

30 Ocak 2010

Muhalefet


Haberlede Sağlık Bakan'ı Recep Akdağ'ın işsiz bi vatandaşın ona derdini anlatması ve onunda ona "babacan" bir şekilde yaklaşıp iş bulma konusunda yardımcı olacağını söylediği görüntüler geziyor. Ve gerek haberin sunuşu gerekse de haberin içeriği bakımında iyi bir haltmış gibi gösterilmeye çalışılıyor. Haberin sunumunda seçilen kelimeler ile dar düşünen ülkem vatandaşı da gönlünü hoş ediyor, aferin Recep diyor belki de içinden?

Sığ Türkler Ve Sığ Düşenceleri başlıklı , futbol temalı bir yazı yazmıştım 1 post önce, sadece spor alanında dar düşünmediğimizi de direk onayladılar yayınlarla. Gerçekten ne kadar dar düşünüyoruz ki O adama iş sözü verildiğinde ya da iş bulunduğunda sevinebiliyoruz ve bunu yüreklerimiz şenlenerek izleyebiliyoruz.

Sormak istiyorum; bu bakanlar'ın işi (sağlık bakanı adam ne alaka demeyin , genel konuşuyorum) sadece onların ayağına gelebilen insanları memnun etmek mi yoksa tüm ülkenin mi bakanı bu insanlar?
Sormak istiyorum; bu politikalar ne kadar midesiz ki bu tip oyunlarla halkın güvenini kazanmayı düşünüp, oy toplamayı hedefliyorlar.
Sormak istiyorum; bu medya nasıl bir oyuncak ki halkın beynini yıkamak için böyle ince bir şekilde kullanılıyor?

Bu tip haberlerde dikkat edin sunumlarda ; babacan bakan, genci kucakladı, yanaklarını mıncırdı tarzında kelimelere yer veriliyor, bunların hepsi birer kelime oyunudur, yalan yatağıdır. Eğer bu tip haberleri izleyerek o gencin haline sevinip suratında ufak bir gülümseme beliren insanlardan iseniz, onu yok ettiğim için özür dilerim...

Saygılar.

Aziz Yıldırım Vs Adolf Hitler


Sayın Başkan yeniden bir geri vites olayına imza atmış. Kulüpler Birliği denen bizi pek de ilgilendirmeyen bir oluşumun tekrar başkanı oldu. Oysa ben bile inanmıştım onun eskişehir maçından sonra söylediklerine...

Ne söylemişti sayın Führer; "Fenerbahçe'nin çıkarlarını koruyamıyorum bu şekilde, Kulüpler birliğinden istifa edicem ve bundan sonra sadece Fenerbahçe'nin çıkarları için uğraş vericem."
Zaten Fenerbahçe Başkanı'nın yapması gereken tek işi yapamadığını bu cümleden anlıyoruz da yine de birşey diyemiyoruz kendisine, peki dedik madem öyle bari bundan sonra Türk Futbolundan çok Fenerbahçeyle uğraşsın. Çünkü örnek vermek gerekirse mesela biz Milli Takımın başarısındansa Fenerbahçe'nin başarılarından mutlu olan insanlarız ya da kendi adıma konuşayım ben öyleyim. Ve Fenerbahçe Başkanı'nın da 1. derece Fenerbahçeyi düşünmesi gerekir. Ben buna inanıyorum...

Neyse gelelim Adolf Hitler ile aralarında ki benzerliklere, laf olsun diye atmadık o başlığı;

**Öncelikle Nazilerin Führer'i de bizim Führer de saygı düşkünü , itibar ve rütbe merakı tavan yapmış adamlar.

**Bakıyoruz Aziz Yıldırıma Futbolcularına , yöneticilerine Adolf'un askerlerine, kurmaylarına davrandığı gibi davranıyor. Onları aşağılayarak kovaladığı oluyor ve bu kovalama işleminde kamuoyununda onayını almak için belkide, bazı saçma gerekçeler,suçlamalar sunuyor.

**Adolf Almanya'nın mimarisinde önemli gelişmelere imza atmış, bizimkisi de stat yaptık lafını ağzından düşürmüyor, Adolf'un bu mimari yatırımlarının altında kendi ismini ömür boyu yaşatmak yatıyor, bizimkisi'nin şimdilik böyle bir girişimi yok gibi ama Sayın Ali Şen stadın adının değiştirilmesini önerdiğinde bi an dedim aha geliyoruz o noktaya.

**Adolf Hitler de onun düşünceleriyle uyuşmayan öneriler getirildiğinde aşırı tepki veriyor ve sadece kendi kafasındakinin doğru olduğuna inanıyor.

**İkisinde de büropatoloji rahatsızlığı vardır, gel bizim mahallenin muhtarı da sen ol desen, gelir olur Aziz Yıldırım, yeterki emrinde insanlar olacak, senin dediğini yapacaklar densin. İkisi de onlar olmazsa bulundukları yerin yok olacağını, orada işlerin yürümeyeceğini düşünürler.

**Bizimkisinde Adolf'tan farklı olarak hitabet yeteneği çok fazla güçlü değildir, ancak bunda 1 harfe olan özrünün de etkisi büyüktür diye düşünüyorum. Yine de insanları kendi inandığına sanki onların inançlarıymış gibi inandırmayı başarır.

**Kendi amaçlarından başka bir doğru olduğuna inanmazlar, bunu öne sürenleri de güçleri yetiyorsa yolcu ederler, yetmiyorsa kızarıp bozarırlar.

**Sonuç olarak ikisi de kafalarının dikine giderlerken bulundukları rütbeye yakışır hareket ettiklerini, herşeyi daha güzel yapacaklarına inanırlar ve bu doğrultuda yarardan çok zarar vermeye başlarlar.

**En son olarak da Adolf söylesin düşüncesini ; "İnandığım yolda bir uyurgezerin sakınmazlığı ve inadıyla yürürüm ben" siz Aziz Yıldırım'ın ağzından bu cümleyi duysanız yadırgar mısınız?

GİT!!! Doğru düzgün gitmiyorsan tak "R" ye geri geri git, yapabilirsin biliyoruz.

26 Ocak 2010

Sığ Türkler Ve Sığ Düşünceleri



İstanbul'a geldim geleli televizyon izlemeye başladım ve şükrettim okuduğum yerde odamda bir televizyon barındırmadığıma. Gerçekten aptal kutusuymuş bu arkadaş, lise döneminde falan çok takılırdım oysa ki... Dün gece de gargamel serhat ulueren'li Reha Mıhtar'lı Ahmet Çakır'lı bir futbol yorum programı izledim sanırım, sanırım diyorum çünkü pek futbol konuşmuyorlardı. Konu Erman Toroğlu'nun görevinden alınması ve onun üstünden ilerliyordu. Derken Reha Mıhtar yine habercilik dönemlerindeki gibi zırvalamaya başladı birşeyler...

Şöyle diyor; " -Ben İspanya'da , İngiltere'de hatta bizden ucuz bir lig olan Hollanda da maçlar seyrettim ancak hiç birinde bizim ülkemizde ki gibi kavga dövüş görmedim, ana bacı küfür görmedim, bizim ülkemizde de böyle olmasını istiyorum..." Be mıhtar hiç mi hafızan yok senin, oysa sen bu ülkenin çok da hareketli dönemlerinde habercilik yaptın, bir çok toplumsal mevzunun içinde bulundun, hatta bilmiyorum ama belki de en kargaşalı dönemde öğrenciydin. Toplumumuzun bu olaylardan etkilenmemelerini nasıl düşünebilirsin? Tamam bizim ülkemizde yaşanan bu toplumsal olayları belki bahsettiğin ülkeler başka türlerde, hatta bazıları (Almanya) daha ağırlarını yaşadı ancak bu devletlerin krizlerden çıkış yöntemlerini, en az hasarla dünyalarını döndürmeye devam ettiklerini bilmek için illa o dönemlerde yaşamak gerekmiyor. Günümüzde bile bakıyoruz bir mali krizden bile bizim ülkemizden çok daha kolay biçimde çıkabiliyorlar(söz konusu Avrupa burada). Yani anlatmak istediğim bizim sorunları çözememe, yaraları saramama ve bu tür çatışmalardan hep hasarlı çıkma yönümüz yüzünden (-ki hep unutkan bir toplum olduğumuzdan gem vurulur ancak unutsak da etkisinde kalıyoruz bu tür buhranların) bizden diğer toplumlar gibi olmamızı bekleyemezsiniz.

Sığ düşüncelerle yalnızca mali yönde futbola yapılan yardım ile (digiturk sayesinde bundesligadan daha pahalı bir ligiz ya) bu toplumun Avrupalı bir toplum olabileceğini, taraftarların bu tür etkileşimler gösterebileceğini düşünmek ahmaklıktır. Ne kadar güzel stadlar içinde maç seyredersek seyredelim bizim içimizde bu zamana kadar ki hükümetlerin sayesinde oluşan bir savaşma güdüsü söz konusu.


Diyor ki Muhtar efendi; "-maçlar'ın fiesta olmasını istiyorum, fiesta demek şenlik demek, şenlik havasında olsun maçlar" e be adam bahsettiğin ülkede siesta diye bir şey var sen Türkiye de yapabiliyor musun? Önce bi Siesta yapalım, maçlara da fiesta havasında bakmaya başlarız belki. Bizim ülkemizde insanların mutlu olabilmek için sarıldıkları bir şey Futbol ve Spor kulüpleri, yani sıkıntılı bir haftanın dışa vurumu o gün, sen o gün tüm hafta siesta yapmış bir adamla , tüm hafta oraya buraya koşturmuş adamı bir tutarsan bende seni bizim mahallenin muhtarıyla bir tutarım!
He birde örneklerinde Yunanistan'ı da saydı Reha muhtar, onlar da maçlara fiesta havasında bakıyormuş, o saatten sonra bende sırtımı döndüm ve uykuya yöneldim...
Psikoanalistler'in söylediği "bir toplumun üyeleri aynı toplumsal etkileri taşırlar" yargısını karşında Ahmet Çakar varken hiçe sayman kolay tabi, ama cidden hiç mi kafa yormadan para kazanıyorsunuz siz arkadaş?

Cidden izlemeyin arkadaşlar şu televizyon denen illeti, izleyecekseniz de aptal saptal yarışma programlarını falan izleyin çerez niyetine, sinir bozmaktan başka bir boka yaradığı yok afedersin...

25 Ocak 2010

Gözlük Sorunsalı


Ben şahsen bizzat kendim (eğlenceli filmdi) 4. sınıftan beri gözlük kullanan bi insan olarak çok çektim bu meretten. Gerek okulda gerek özel yaşamımda büyük eziyet çektirdi bana, yatarak alt yazılı film izlerken bir yandan gözlük kırılcak mı korksuyla bu yaşıma geldim ben be hey! Bir de gözlük numarası büyüdükçe göz bozukluğunun artması durumu var, eminim ilk yıllarda bu kadar (4.00)bozuk değildi gözler. Yine de şişe dibi değil canım gözlükler, teknoloji gelişti, öyle biri hayal etme şimdi...

Bir dönem "18 yaşından sonra ameliyatı var oğlum"larla geçti, 22 olduk hala insanlar soğuk bi ortamdan sıcak bi ortama geçince gözlüklerimdeki buğulanmayla dalga geçiyor ve ben buna hala bi çare bulamadım. Tıp da bulamadı.
Tüm uyuzluklar beni bulduğu için astigmat ve diğerlerinden oluşan mix göz bozukluğumun 18 i değil 81 geçsende bir ameliyatı yok hali hazırda. Her gittiğim göz doktoru (nedense hepsi gözlüklü oluyor) "olsa biz olurduk ameliyat" diyerek kin kusuyorlar zaten...

Gel gelelim gözlük benim sevdiğim bir aksesuarım aslında, çekik ve küçük olan gözlerimi gayette normal insan gözü gibi büyük gösteriyor, yazıları okumamı sağlıyor falan ama kış aylarında ayrı, yaz aylarında ayrı dert be kardeşim bununla yaşamak. Kış gelir kar yağar, yağmur yağar biz hep gece kulübünden çıkan Engin Günaydın gibi başımız önde gezmek zorunda kalırız. Yaz gelir güneş açar denize gideriz denize gir çık , gözlük tak çıkar, gözlüksüz gir bu seferde bikinili kızları dikizlemekle suçlan! Sahile gözlük götürme sonra da şenzlongta 2 dergi kitap okuyama...

Artık çok sıkıldım tv ye uzak oturduğum zaman maç skorunu yanımdakine sormaktan, yanımdaki de buna çok sıkıldı bunu biliyorum. Gerçi böyle anlatıyorum da sen beni anlayabilir misin? Mesela sen halısaha maçlarında kafaya çıkıp da yere indiğinde gözlüklerini aramak ne büyük rezilliktir bilir misin ey uzaktan, yakından kolay okur? Sen bir kış günü fırına girip ekmek almaya kalktığında ceplerindeki bozuklukları buğuların arasından seçmek nasıl bir duygudur bilir misin he söyle?
Bilemezsin! Bilme de , biraz uzaklaş ta öyle oku!

O değilde çok kişisel oldu bu blog, yakında küçüklüğüme inersem falan okumayın, bırakın beni ve uzaklaşın.

Damardan Vuran Reklamlar


Geçtiğimiz günlerde fasulyeden kom sakinlerinden Altar çok güzel bir yazıyla belirtmişti yürek sızısını. Oradan yola çıkarak şöyle bir TV ye baktım da yalnızca Orhan Gencebay değilmiş reklamlarda boy gösteren.

Onca yılın karizmasına çift dalan diğer isim olarak Ümit Besen'i gördüm bir diğer reklamda. Genç bi çocuğa madara ettiriyordu hem kendini, hem damarı. Neymiş hayatın draması varsa rondonun kreması varmış bura da arabesk müziğin etkisiyle bir tutuluyor tabi rondo ve baskın da çıkıyor. Bunca yılın Ümit Besen'ine yakıştıramadım açıkcası bu saldırıya ortak olmayı, Altar'ın Orhan Babayla olan bağı, bir çok kişi ile Ümit Besen arasında da vardır elbet, onları hiç mi düşünmedin be babacım?

Ferdi Tayfur ise Gurbetçilere yönelik reklamlar yapan oralarda baş gösteren ve Daum sayesinde nefretimizi kazanan "Namlı" markasının reklamlarında oynamış, pek laubali olmamış ama o reklamlarda İsmail YK'nın, Cankan'ın oynadığını düşünürsek ne kadar köy ortamında da olsa reklamlarda boy göstermek o yanık sesli adama yakışmamış...

Arabeskten bir diğer isim ise Müslüm Gürses, o zaten bir değişik adam, böyle şeyleri hiç takmazdı da en son reklamda ipin ucunu biraz kaçırmış gibi, sen git hem "Topkek" reklamında oyna, hem de güvercin olarak oyna...

Neyse benim asıl merak ettiğim şey reklamcıların bu tür tercihleri bilinçli mi yaptıkları yoksa sadece bu adamlar popüler oldukları için mi? 2. seçeneğe dahil yüzlerce insan olduğu için ben bilinçli olarak bu türden sanatçıların seçildiklerini düşünüyorum, hadi Vodafone reklamıyla bağdaştırdık, Orhan Gencebay'a olan bağlılıkla bir şeyler yakalamaya çalışıyorlar da Rondo'nun amacı nedir?

Yürek yakan adamların cep yakmaya yönelik hareketleri ise aşağıdaki gibidir;

Orhan Gencebay - İdeal Kart
Orhan Gencebay - Vodafone
Ümit Besen - Rondo
Ferdi Tayfur - Namlı
Müslüm Gürses - Coca Cola
Müslüm Gürses - TOPkek
Ve son olarak Cengiz Kurtoğlu , onun reklamla ilgili internette tek videosu şu ki yazıya nokta koymama bile gerek bırakmıyor ; reklamlar"

22 Ocak 2010

Fenerbahçe 3 - 1 Denizlispor



Maça çıkılan ilginç pankartla ilginç başladı Denizli maçı. (Belli ki antu yine bir pankartta etkili olmuştu, yoksa bu yüzden teşekkür edilmiyor muydu?) Daha sonra da sahanın kötülüğünün kaldırabildiği kadar yuvarlandı top işte.
Maç boyunca gayet gayretli top oynadı Fenerbahçe, futbolcuların istekli olması en çok istediğimiz şey zaten... Bir çok gol pozisyonuna girdi ve çok fazla pozisyon vermedi. Nefretimiz Denizlispor'a son çeyreğe kadar gol atamamaları ve Denizli kalecisinin her topu çıkarması beklediğim kadar olumsuz etkilemedi takımı. Ancak Semihte de gözlenen Güiza rahatsızlığı artık iyice kendini göstermeye başladı. Takım sanki Hepimiz Güizayız dercesine gol kaçırdı bugün. He bir de herkesin , Sivasa gitmek istemiyormuş gibi bir hali vardı. Şaka gibi Güiza dışında sınırdaki herkes sarı kart cezalısı, Sivasa gitmeyecek umarım "bu havada kim gidecek Sivas'a" mantığıyla alınmamıştır bu sarılar...

Santos'un kaleciyi sonunda mağlup etmesiyle takım genel sorunu olan rahatsızlığını yeniden yaşadı, aşırı rahatladı ve olanlar oldu. Türkiye liglerinin diğer bir Güizası, Youla geldi bize gol attı, zaten girerken de böyle birşey yapabileceğini hissetmiştim onun. Ancak Fenerbahçe yine yıkılmadı ve Hurmacı ve Güiza'nın golleriyle 3-1 e ulaştı.

Lider Fenerbahçe post'uyla kapatmıştık ligi, lider başladık, lider gidiyoruz, son dakikalarda dahi olsa hala Emre kaptan olabiliyor.

Şimdilik değişen bir şey yok, hadi hayırlısı...

20 Gün Hava Değişimi İzni

Genelde finallerden sonra birkaç gün Muğla'da kalıp o boşluğu yaşayıp öyle gelirdim İstanbul'a. Ancak bu defa İstatistik sınavından 5 saat sonra İstanbul'da oldum belki de bu yüzden biraz daha mutluyum burada olmaktan. Gerçi bu lanet havayla karşılaması hoş olmadı ancak olsun katlanılmayacak bir şey değil İstanbul için.

10 şubata kadar 20 günlük hava değişimim var, dışarıda deli soğuk ve yağmur var. Bu değişim pek hoşuma gitmese de önüme sunulan rahatlıkların tadını çıkarıyorum şimdilik. Sabah kahvaltısında yumurta yapıp da bulaşığını orada bırakıp mutfağı terketmenin keyfini anlatamam. Bir de Fenerin maçını salonda ayaklarını uzatarak izlemek var tabi...

Bu arada Kültür Başkenti konusuyla ilgili birşeyler söylemek gerekirse, henüz girişte hissettim bir gelişim. Sabiha Gökçen ne güzel olmuş öyle , eski hali gerçekten çok küçüktü şimdi şık ve büyük olmuş ancak İstanbul herkese Avrupa Kültür Başkenti değil, bana da değil bunu dün gösterdi. Sabiha Gökçen'in güzelliğini takdir eder biçimde dudaklarımı büzüp kafamı sallarken bavullar yeni sistemden akmaya başladı (izmir de bu sisteme baya küfür etmişlerdi bavullar yuvarlana yuvarlana geliyor diye) herkesin bavulu iyi güzel geldi benim bavulu elime aldığımda bir ıslaklık sezdim, Yağışta yoktu aslında, birazcık incelemeyle çamur'a bulandığını gördüm. Etrafta şikayet edecek kimse ve benim de bu durumla uğraşacak zamanım olmadığımdan çirkefleşemedim, dedim ya bu gelişimden hiç bir zaman biz faydalanamayız...

Kültür Başkenti aktivitelerini sokaklara yerleştirilecek aşağıdaki kutular ile duyuracakmış İstanbullulara bakalım Kadıköyden bu tarafa (Bağdat hariç) ne kadar kutu koyacaklar...


16 Ocak 2010

Bomba Transfer Gökhan Ünal


Ama kime patlayacağı bilinmeyen bir bomba.
Hayırlısı olsun diyorum , belki Fenerbahçe de iş yapar diye düşünmeye çalışıyorum, temenni ediyorum ama koskoca Fenerbahçe "belki iyi oynar" lık bir transfer yapacak takım haline neden geldi? Bunu bu yönetimin midesi nasıl kaldırıyor, yüzleri nasıl tutuyor hala anlamıyorum. Tamam son dönemde ilk yanlış transferin olsa neyse de Maldonadolar, josicolardan sonra hiç mi utanmıyorsunuz gerçekten? Hemde takımda zaten hali hazırda bir Güiza varken?

Paranoyak olma yolunda hızla ilerliyorum, içerde Fenerbahçe'nin daha kötü, daha kötü olmasını isteyen insanlar olduğunu ciddi ciddi düşünmeye başladım.

Ama belki de bunların hepsi Aziz Yıldırım'ın Türk futboluna olan aşkından kaynaklanıyordur.
Böyle yaparak hem anadolu kulüplerine maddi anlamda yarar sağlarken, hemde Fenerbahçe'nin kopup gitmesini ve rekabet ortamının bozulmasını engelleyerek rakiplerimizi hırslandırıyor.
Bir düşünsenize adam akıllı transferlerle Fenerbahçe'nin maddi olanaklarının doğru bir şekilde yönetildiğini? Ne olurdu Türk futbolunun hali?

Git! Aziz Yıldırım git! Yönetimini ve egolarını al da git artık!!!

04 Ocak 2010

Genç Fenerli Semih


Herkes fikrini söylemiş, boş durmayayım bende;

Semih'in haklı tavrını benim Kadıköydeki Fener maçlarına gitmeyişime, Feneriumdan ürün almayışıma, Fenerbahçe kartımı yeniletmeyişime benzetiyorum. Ben bunları yapmıyorum diye (ki imkanım olmasına rağmen yapmıyorum öyle imkansızlıktan falan da değil) Fenerbahçeli değil miyim? Kimse bu kulübün sahibi değil, kimse dayatmaların kurbanı olmak zorunda değil. Aldığı para azdır çoktur bilemem ama artık herkes yöneticilik ile diktatörlük arasındaki farkı anlamalı.

Şimdiye kadar hiç bir futbolcuyu kulüp ile aynı kefeye koymadım, hiç birisine bağlanmadım hiç birisini Fenerbahçeden üstün görmedim, bu düşüncelerim de böyle bir şey getirmesin akıllarınıza. Ama Semih haklıdır, örnek vermeye bile gerek yok ama beşiktaş forması giyip Fener'i istemiyorum diyen adama bile destek veren insanlar kendi evladımıza sırtını çevirmemeliler.

Haklısın Şentürk, o çizgiyi bozmadan bu davayı sürdüreceğine de canı gönülden inanıyorum.

31 Aralık 2009

2010 İle İlgili


Rakamlarla ilgili garip takıntılarım vardır ve dokuz rakamını hiç sevmem. Bu yüzdendir ki 2009 hiç hoşuma gitmedi, güzel de geçmedi zaten. Daha en başından belliymiş de son dönemeçte görmüşüz kötü olacağını. Neyse sonuç olarak bu mikindirik yılı da bitirdik sırada gayet de güzel bi yıl var. 2bin10 ne de güzel uyumlu. Bin on beş kadar güzel olmasa da tabi :)
Neyse benim ayarsızlıklarımı okuyarak girmeyin yeni yıla.

Hepinize daha az kredi kartı borçlu, daha mutlu, daha eğlenceli, daha Fenerbahçeli, daha az zamlı bir sene dilerim. Nice on yıllara demiyorum çünkü çok da yaşamanızı istemiyorum.

Bol eğlenceler...

29 Aralık 2009

Kanal-i-zasyon

Aldığı bir çok eleştiriye rağmen gayet eğlenceli bir film. Ha belki sinemaya gidip izlenilmesi gereksiz hakikaten ama zaten öyle bir şansınız da kalmadı? Ben bu tür filmlerde oyunculuklara, görsel efektlere, çekim tekniklerine falan fazla takılmayan bir adam olarak (sanırsın sin city'i izlerken bunları eleştirdim, oturdum not tuttum:)) "beni eğlendirdi mi? Evet." mantığıyla yaklaştım ve gayette güldüm izlerken. Özellikle asabiyet meydanı beni benden aldı. Okan'ı da seviyoruz zaten. Oyuncu kadrosu da sanırım Okan'ın lobisinden geniş. Güzel vakit geçirmek için ideal bi türk filmi. Recep ivedik, maskeli beşler gibi gerizekalı komedilere 2 saat ayırmaktansa buna göz atmanızı tavsiye ederim.

fragman;
İzlemiş olanlara;
"serrkaaaaaaaaannn serkkaaan senin ananı , bacını" ve "bizim mahallede küçük mehmet vardı 6 yaşında" kısımlarının yanlarına 3 er tane yıldız koyuyorum ***

27 Aralık 2009

Muğlaspor 3 - 2 Y. Menemen BLD. Spor (Muhteşem Geri Dönüş)

Sabah bi bağrış çağrışla uyandım. Önce sokak düğünü falan var sandım, Muğla'da genelde sokakta yaparlar düğünü ama hangi mevsimde olduğumuzu hatırlayınca ve sese kulak verince anladım ki maç var. Başta üşendim de sonradan eve 10-15 dk. mesafedeki staddan böyle ses gelince dayanamadım aldım simit'imi gittim stada.

Maçın menemenle olduğunu öğrendik heyecanlandık deplasman tribünü güzel olur diye. Nitekim de sağlam gelmişti menemenliler. Biz stada girdiğimizde 2-0 olmuştu bile. Menemen bu sonuçla play-offlara gidebiliyodu. Ama geçen sene atkısını bile bulamadığım Muğla taraftarı da bu sene sağlamdı ve takım 2-0 gerideyken bile desteklerini sürdürüyolardı. Başkana falan tezahürat yapmaları biraz garip gelse de (takım cidden kötü durumda) trafik kazasında hayatını kaybeden Amigolarını unutmamaları tribün kültürünün hafiften oturmaya başladığının küçük bir göstergesi gibiydi. Zaten genç çocukların gözleri parlıyor, hiç susmuyolar.
Neyse 2. devre başladı , muğla biraz bastırdı falan. 73. dakikada penaltı çaldı hakem, pozisyon konuştuğum kimseye penaltı gibi gözükmemişti oysaki. 1-2 oldu durum Taraftar biraz heyecanlandı. Birkaç dakika sonra Menemen kalecisi de kırmızı kart görüp atılınca iyice baskı kurdu Muğlaspor. 1 gol attılar ofsayttan verilmedi, gol atabileceklerini görünce bastırıp durumu 2-2 ye getirdiler. Son dakikalara doğru 3. yü de bularak muhteşem geri dönüşlerden birini izlettiler bize. Menemen taraftarı çıldırdı tabi, koltuk fırlatmalar , şişe savaşları falan görmeyi özlediğim görüntülerdi. 90. Dakikada Muğlaya da kırmızı gösterildi ama skora etki etmedi. Maç sonu Muğlalı topçular taraftarla bütünleşti falan. Bunu da özlemişim açıkcası. Bizim topçular Tuncaydan bu yana böyle yakın değiller... Neyse konuyu bize getirmeyeyim. Menemenlilerin çıkışını göremedik staddan, muğlalı taraftarlarda henüz olaylara hazır bir görünümde değiller zaten. Taşlama v.s. de olmamıştır diye düşünüyorum.

Sabah yüzümü yıkayıp tezahüratla ayılmam sonra da böyle güzel bi maça bala göte dahil olmam hele ki böyle lig arasındayken çok güzel oldu. Mutlu oldum lan!

(not: Videoyu sonuna kadar izleyin, son bölümde hep beraber söylenen bestenin sözleri şöyle;
Kiremitten baca olmaz
Menemenliden koca olmaz
Alacaksan Muğlalı al
Vurur vurur hiç yorulmaz :)))

menemen taraftarı

25 Aralık 2009

Teşekkürler Ünifeb


Ölümünün 56.yılında eski başkanlarımızdan Şükrü Saracoğlu'nu mezarı başında anıyoruz.

27 Aralık Pazar günü saat 11.00'de Zincirlikuyu Mezarlığı'nda yapılacak olan törene1907 ÜNİFEB olarak polar ve yağmurluklarımızlakatılacağız.

Tüm üyelerimizi 27 Aralık Pazar günü Şükrü Saracoğlu'nu Anma Töreni'ne bekliyoruz.

Saygılar,

1907 ÜNİFEB

Tiskiniyorum


*Vücuduna carpe diem yazdıranlardan

*Lan,oğlum v.s dyen kızlardam

*Kot pantolonun altına köseli yada terlik giyenlerden

*Converse giyip bağcıklarının biri pembe biri yeşil olanlardan

*Çarpip geçen sonrada özür dilemeyen yaşlılardan

*Nutellayla peyniri beraber yiyenlerden

*Hayatını derse adayıp çocukluğunu kaçıranlardan

*Denize izmarit,şise v.s atanlardan

*Aşurenin içne tuz dökenlerden

*Lidyalilardan

*Matematik hocalarımdan

*Öğrenciyi geçirmemeyi biskm sanan hocalardan

*Ergen puştlardan

*Toprak yollardan ve klozetin sağına soluna işeyen tiplerden tiskiniyorum uleeyn!
Related Posts with Thumbnails

Ders!